İŞYERLERİMİZDE TEKEL İŞÇİLERİ İLE BİRLEŞTİK PDF Yazdır e-Posta
SES tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 17 Şubat 2010 16:43
İŞ VE ÜCRET GÜVENCESİ İÇİN BİRLEŞİK MÜCADELEYE

Tekel işçileri iki ayı aşkın süredir özelleştirmenin sonuçlarına karşı, güvencesiz, esnek çalıştırılmak istenmelerine karşı direniyor.

Bugüne kadar kamu işçisi olmalarına ve yıllardır sağlıklarını, gençliklerini TEKEL fabrikalarında bırakmalarına, TEKEL’e milyarlarca lira kar ettirmelerine karşın, özelleştirme sonucunda ya işgüvencesiz ve düşük ücretle çalışacağınız işyerlerine gidersiniz ya da kapı önüne atılırsınız seçeneği ile yüz yüze bırakıldılar. Ancak TEKEL işçileri iki tercihi de reddederek, kadrolu çalışmaya devam etmek için mücadeleyi seçtiler.

Uzun zamandır özelleştirilen kurumların işçilerini diğer kamu kurumlarına 4/c ile gönderen ve önemli bir tepki ile karşılaşmayan hükümet, TEKEL işçilerinin de iki gün bağırıp gideceğini zannetti ama fena halde yanıldı. İki aydır işçileri yıldırmak için her türlü yola başvurdu, içten bölmeye çalıştı, dışarıdan kışkırtılıyorlar dedi, polisi saldırttı ama hiçbiri tutmadı. Tam tersine hem TEKEL işçilerinin direnci pekişti, hem de emekçilerin ve halkın desteği daha da arttı. Çünkü onlar, çok haklı ve meşru bir yerde duruyorlar, ellerinden alınmak istenen iş ve ücret güvencelerine sahip çıkıyorlar.

Sağlık ve Sosyal Hizmet emekçilerinin geleceği de tekel işçilerininkinden farklı değil.

Bizim işyerlerimizde de hizmetler parça parça özeleştiriliyor. Bizim işyerlerimizde de işgüvencesiz çalışma hızla yaygınlaşıyor. Bizde de esnek çalışma, karşılıksız fazla çalıştırma gün geçtikçe artıyor. Bizimde temel ücretlerimiz yerinde sayıyor, geleceği olmayan performans ücretlendirmelerine mahkum edilmeye çalışılıyoruz. Her geçen gün bu durumu pekiştirecek yasal düzenlemeler yapılıyor. Sıra bize geliyor demiyoruz, aslında sıra bizde. Çünkü TEKEL işçilerinin işgüvencesi talepleri karşısında Bakan “bu durum sadece tekel işçilerini ilgilendirmiyor, daha arkasından 125 bin kişi gelecek” demişti.

Tekel işçilerini sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak en iyi biz anlayabiliriz. Çünkü son 6–7 yıldır işkolumuzda 4924, 4/b, 4/c adı altında yığınla sözleşmeli, vekil ebe-hemşireler, binlerce taşeron işçisi var. Bugün sağlık ve sosyal hizmet işkolumuzda çalışanların 120 bini taşeron işçisi, 60 bin 4/b’li ve sayısı daha sınırlı da olsa 4/c’li, vekil ebeler var. Sosyal Hizmetlerde ise 9 bin kadroluya karşın 10 bin taşeron çalışmaktadır. Yani işkolumuzdakilerin %40’ ı iş güvencesinden yoksun çalıştırılmaktadır.

Son olarak, TBMM’de alt komisyonlara gelen Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı ile tüm hastanelerin kendine yeten işletmeler haline getirilmesi, çalışanların tamamının sözleşmeli yapılması hedeflenmektedir.

 

Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak kritik bir dönemdeyiz. Ya kadrosu olanlar bekleyerek sıranın kendine gelmesini bekleyecek -ki o zaman zaten bu işin sonu gelmiş olacak- ya da işyerimizde yanı başımızda bulunan güvencesiz çalışanlarla ve Tekel işçileriyle beraber saf tutarak güvencesizliğe karşı barikat olacağız. Ya hep beraber 4/c, 4/b, taşeron belasını defedeceğiz ve tüm çalışanlara işgüvenceli çalışma sağlayacağız ya da hep beraber güvencesizler kervanına katılacağız.

 

Bizim tercihimiz çok açık. Bizler de TEKEL işçilerinin açtığı yoldan hem kendi geleceğimiz, hem de hizmet verdiğimiz kesimin geleceği için mücadelemize devam edeceğiz.

 

 

 

 

 

 


BASIN AÇIKLAMASI

TEKEL işçileriyle dayanışma amacıyla mı buradayız, yoksa kendimiz, toplumun geleceği için mi, halk için mi buradayız?

Bir düşünelim. 

Şimdi iki grup kavram sayacağım

1. Grup; lütuf-ihsan-iyilik-iyilikseverlik-yardım-yardımseverlik-hayır-hayırseverlik-minnettarlık-merhamet-acıma-vicdan-yoksul-yoksulluk-düşkün-garip gureba-fakir fukara-muhtaç-dilenci-sadaka

2. Grup; çalışma hakkı, barınma hakkı, beslenme hakkı, su hakkı, ulaşım hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı, sosyal güvence hakkı

Bu kavramlara dikkat edelim

Bu kavramları arka arkaya sıraladığımızda ve gruplara baktığımızda aklımıza ne geliyor

Hak yerine düşmüşe yardım. Kader kurbanlarına merhamet, sokaktaki dilenci de böyle söylüyor

İlk grupta sıralanan kavramların toplumsal yaşantımızda nasıl bir üstünlük kazanmaya başladığına dikkat edelim ve neden diye düşünelim.

Maliye Bakanı diyor ki:

“hükümetimizin varsa bir hatası, özelleştirme sonucu açıkta kalan işçilerimize karşı merhamet beslemesi”

Başbakan diyor ki

“fakir-fukara, garip gurebanın sayısını azaltmaya çalışıyorum” ve ekliyor; “tüyü bitmemiş yetimin hakkını tekel işçisine veremem”

İstanbul Unkapanın’da Tekel’e ait 3000 metrekarelik arsası içinde 5 katlı ve 2500 metrekarelik kapalı alanı olan genel müdürlük binasını önce maliyeye hibe edip sonra tarikat mensubu olduğu herkes tarafından bilinen ve hastaneler zinciri ve iş yarattığınız iş adamına neden tahsis ettiniz? Bunları özelleştirme idaresi mi yaptı yoksa özelleştirme yüksek kurulumu?

Özelleştirme Yüksek Kurulu Başkanı Başbakan Erdoğan, üyeler;  Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Devlet Bakanı Ali Babacan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz

Bugün sokağa attığınız tekel emekçilerinin ürettiği emeği önce Maliye Bakanlığına hibe ediyorsunuz, sonra hastaneler zinciri sahibi Medipol guruba tahsis ediyorsunuz. İlan var mı, yok. İhale var mı yok.  Kim bilecek, kim duyacak. Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun çok yüksek şahsiyetleri

İmza attığınız özelleştirmelerden sonra bir tane bile çok uluslu kapitalist tekellerin eline geçmeyeni var mı? Özelleştirdiğiniz çalışma alanlarında kaç üretici kaldı, kaç emekçi kaldı, kaç esnaf kaldı, kaç köylü kaldı?

Tekeli özelleştirirken tütün ve sigara fabrikalarında çalışan binlerce emekçiyi aklınıza getirmediniz mi? Getirdiniz, biliyordunuz.

Peki bu fabrikalara ürün yetiştiren binlerce üretici köylüyü düşünmediniz mi? Düşündünüz, biliyordunuz.

Melih Gökçek sadece Ankara’da 2009 yılında yaklaşık 350 bin aileye makarna ve sabun yardımı yapıyor. Bunun adı yaşam desteği.

Ölümle yaşam arasındaki o kahrolası çizgiye sıkıştırdığınız insanlara, yaşasınlar diye yaşam desteği sunuyorsunuz. Nasıl düşündüğünüz belli

Hayırseverleri de yanınıza çağırıyorsunuz. Nasıl da akıllısınız. Öğretmeniniz sizi “ders anlatırken top oynadılar bahçede” diye şikayet ediyordu, fakat siz emek sömürüsünün inanç sömürüsü ile nasıl buluşturulacağının muhteşem bir çalışmasını yapıyormuşsunuz.

Şimdi tekel işçisine direnciniz işte bundan

Tekel emekçisi lütuf sadaka himmet istemedi

Türkü Kürdü Arabı Çerkezi Lazı Arnavutu Ermenisi nasılda buluştular, hakları ve bütün halkın hakları için.

Toplumdan çaldıklarınızla yine toplumu ölümle yaşam arasına sıkıştırarak kendinize kul köle etmeye çalışmanızı nasıl da gördüler

Bu kavga emekçilerle kapitalistlerin kavgasıdır, bu kavga ceberrut iktidarla halkın mücadelesidir, bunun içindir ki “tekel işçileri kazanırsa halk kazanacaktır” diyoruz

Korkunuz bu zaten, bu korkuyla yaşamaya mecbursunuz. Kimse sizden ne lütuf ne sadaka istemiyor, ne himmet ne hayırseverlik beklemiyor.

Hayatı yeniden üreten biziz, bu ülkeyi kimseye bırakmayacağız

                                                                                            

 

 

                                                           Kemal YILMAZ

                                                          SES Genel Sekreteri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  GAZİANTEP

                                                                                                          GAZİANTEP

 
 

 ŞİŞLİ                                                                                                     ŞİŞLİ

 

 

 

 

Son Güncelleme: Cuma, 19 Şubat 2010 13:14